![]() |
![]() | ![]() | ![]() | ![]() | ![]() |
![]() | Yeni Mesajlar Sosyal Gruplar Albümler NetBlog Muhabbet Kurallarımız Hakkımızda İletişim (Contact Us) |
![]() | ![]() |
Aşk ve Sevgi içinde Yol Ayrımları.. konusu , “Dinle neyden kim hikâyet etmede, Ayrılıklardan şikâyet etmede. Der kamışlıktan ayırdılar beni Nalişim zar eyledi Merd-ü zeni” Mevlana Ne çok insan gelip geçti hayatımızdan. Birileri bir zamanlar bir parçamız kadar ...
| |||||||
![]() |
| | LinkBack | Konu Araçları |
| | #1 (permalink) |
| ForumNeti Bağımlısı | “Dinle neyden kim hikâyet etmede, Ayrılıklardan şikâyet etmede. Der kamışlıktan ayırdılar beni Nalişim zar eyledi Merd-ü zeni” Mevlana Ne çok insan gelip geçti hayatımızdan. Birileri bir zamanlar bir parçamız kadar birlikteyken, şimdi nerede olduklarını bile unuttuk. Buluşup ayrılan ırmaklar var mı; buluşup ayrılan sular. Şuncacık ömrümüzün sırtına ne çok ayrılık yükledik; kaç insanın sureti birikti kalbimize. İçimiz bir mezarlığa döndü. Ne zaman oraya takılsa gözlerimiz, çaresiz kanamalarımızla yüz yüze gelmiyor muyuz? Ne kadar dayanıklı şu insan denilen canlı. Nice korku dolu zamanlarımız oldu: yitirme, terk edilme, yalnızlık korkuları. Ölüm korkusuna bile alışıyor insan giderek; istemese de, korksa da… “Çünkü ölmek daha kolay sevmekten Bundandır işte benim yaşamaya katlanmam Sevgilim..” diyor ya Aragon. Bir Anadolu türküsünde ise, adı bilinmedik ozan: Ölümünen ayrılığı tartmışlar Elli dirhem fazla gelmiş ayrılık diyor.Kaç kez denedik aşkı ve onun ölümden fazla gelen acısında imbiklendik. Kaçı sevgi, kaçı yanılgıydı yaşadıklarımızın; bilemedik çoğu zaman. Sevgilerimiz için ve yanılgılarımıza çok ağladık, çok kanadık; geride kaldı gözyaşlarımız. Yüreklerimiz ne yaptı o eski yaraları, neresine sakladı. Bir daha dokunmayacağımızı, göremeyeceğimizi bilmeden ayrıldık kaç kez. Vedalaşmadan, öylesine ayrılıverdik. Giderken dönüp bize bakmayanlar da oldu, dönüp bakamadıklarımız da. Ah zaman, nasıl en büyük tutkuları hiçleştirdi yavaş yavaş,yok etti.O ışıklı dünyalara açılan kapılar,örümcek bağladı ve unutuşun karanlığında yitti,içimizin bir yerlerinde. Nankörlükler yaşadık, bencilliklerle boğuştuk.”Ders alarak çıktık” dedik ama ders almadığımızı gördük; yeniden aynı yanılgıları yaşadıkça.Ne çok benziyoruz birbirimize. Ağlama, gülme, sevme nedenlerimiz; ayrılıklarımız, buluşmalarımız; ilk sözlerimiz, son sözlerimizle, ne çok benziyoruz birbirimize. Hep yanlış anlaşıldığımızı düşündük, hep karşımızdakinin bizi anlamadığını.Hep anlaşılmak istedik,anlama kaygılarımızı ikinci planda tutarak. Engeller oldukça vahşice çoğaldı tutkularımız.Engelleri yıka yıka,gemileri yaka yaka,geri dönülmez adalarına çıktıklarımızla korkunç uçurumlar ve yıkımlar yaşadık.Düşlediğimiz gibi olmadı hiçbir şey. Ne çok şey bekledik karşımızdakinden ve alamayınca beklentilerimizi, kırıldık, incindik, yaralandık; düş kırıklığına uğradık. Kim bilir bizden de ne çok şey beklendi. Özveriler konuşulmadı tartışmalarda, iyi yanlar, güzel zamanlar yok sayıldı. Onu anlamadığımızı, anlamaya çalışmadığımızı söylemektense, bizi anlamadığını, anlamak istemediğini suç hanesine yazdık onun. Haklı olmadan içimiz rahat olamazdı ki. Haklıydık. Hatta bizim yanlışlarımıza zemin hazırlayan karşımızdaki oluyordu sonuçta. Bir yolunu bulup haklı olmasa insan nasıl rahat edebilirdi. Bu yol da, hep karşımızdakini suçlamak değil miydi? İnsan yitirdiklerini yitirdiği zaman anlar.Yitirdiği yani geriye dönmenin olanaksız olduğu zaman, işte o zaman kendi içimizde yaşarız söylenmemiş sözlerin,susmamak gerektiği zaman susmuş olmanın acısını. Bir basit şeyden fırtınalar kopar da, sonra o fırtınalar başka fırtınaları yaratır, giderek yenileri eklenir. Sıradan bir tartışmada ağızdan çıkan bir söz, olması gereken durumun çok ötesinde, insanı yaralar, paralar, darmadağın eder de, kaldıramaz yürek çoğu zaman. Beklemediğimiz ve ummadığımız ne sözler ve davranışlar eklenir uç uca; karşılığında benzer tepkilerle fırtınalar yaratılır.Kırılır aşk gemisinin direkleri,dümeni darmadağın olur. Ne hatırı kalır güzelim zamanların; ne edilmiş gönül uçuran sözlerin bir değeri. Belki de karşımızdaki insan, sadece bir yanılsamaydı. Biz onu kafamızda yarattık da yeniden, şimdi o kendisi olarak açığa çıktıkça tahammül edemiyoruz işte. Aynı şey onun için de geçerli oluyor, ona, onunla benzer tepkiler gösterdikçe.Belki de hiç tanımamıştık birbirimizi. Herkes kendini biraz farklı sunmuştu hep. Asıl sorun buradaydı tam da. Kendimiz olmayı bıraktırmışlardı bize. Hep o şiirlerdeki, romanlardaki, filmlerdeki, şarkılardaki gibi bir aşk hayaliyle yaşamamış mıydık bu zamana kadar. O derin bakışlı adamla, o gizemli kız masalını yaşamak istemedik mi. Ama kimse sonsuza dek bizim hayalimizdeki insan rolünü oynayamazdı, bu dünyada; ister istemez ele verecekti kendini. Doğrular az farklıyken, sonradan herkesin kendi doğruları ortaya çıkacak ve arada uçurumlar açılacaktı. Kuşkusuz insanımız o değildi, öyle düşünecektik. Bir parçası olacaktı ömrümüzün yanılgılar. Ne garip canlıdır şu insanoğlu, beğenilerinin terazisi yarin saç telinden incedir. Sen çok beğenerek överek anlat çevrene insanını. Çevrenden birileri; ”bula bulu bunu mu buldun “ demeye başlarsa, bu kez kuşkuyla bakmaya başlarsın karşındakine. Hayır, yasak koyarlarsa, inatlaşırsın, tutkun artar.Çevremiz atar kimi zaman ayrılık adlı ölümün ilk tohumunu aşk fidanının köklerine,hiç haberimiz olmadan. Bazen buruk bir hüzün yalar gülümseyişi Söğüdün yaprağını sarartan bir rüzgâr eser görülmez Bir an bin ömür boyu uzar. Bir susuş bin zından taşır içinde Bazen kovsan da gitmeyen bir köpeğin yalvarışları vardır bakışlarda Bazen kendi parçana tanımadık gözlerle bakarsın Senin değil miydi bu kol Tutmadın mı şu parmaklarla yârinin memelerini Saçlarını okşamadın mı O dudaklar sana ait değil miydi, bak acı bir ciddiyetle büzülmüş yarin yüzünde açan gül hani Sanki bir kez bile açılmamış bu ağız Bir bıçakla kesmişler aralarını Kapanmaya çalışan bir yara şimdi Onları sen öpmedin mi Hani dostundu-yandaşındı-yoldaşındı o Az sonra kaybolur uzaklaşan silueti Bu yar senin değil miydi- kalbinden daha yakın Bazen kendi parçana tanımadık gözlerle bakarsın böyle Yabancısın artık iki damla yaş dökülür Bütün kavgalardan arınmış Günahsız İnsanı ikiye böler yol ayrımları İnsanı ikiye böler yol ayrımları. Bir parçan bir yana diğer parçan öbürüne gider. Kanar ikisi de. En azından sen bilirsin kanadığını. Şimdi nereye gideceksin. Yeniden başlamalar kanla büyür derinlerinde Ağzında kurumuş denizlerin tadı Dilin çöl kesilir kuş uçmaz kervan geçmez yanarsın insanın yurdu insansa kolay mı bir başka yerde açmak yeniden ilkbaharı kanarsın… Öfkeyle bağırmalarla gelir çoğu kez İçindeki acıyı bastırmak istercesine Hani nasıl yaratmışsan güzelliklerle yârini bir zaman yeniden Şimdi soy giydirdiğin melek giysilerini üzerinden Suçla ki Unutsun kalbin Oysa zaman hangi zaman unutulur Bahçeden kulak kesilen güller Başını uzatmış akasya Sahipsiz kalacak olan terlikler nasıl da mahzun Zaman hangi zaman Yer çimen değil beton Gök mavi değil sarı Binlerce suçun sahipsiz kaldığı Bir deli arasattır yol ayrımları ağlarsın Devasa bir zindanda yaşadığını bilmeden yaşayan günahkâr bir kalabalık akar gider. Akar gider telaşlı, kırgın, kızgın, asık. Kafalarında milyonlarca dert. Denkleşemeyen kira, yetişmeyen kömür parası, kızının işsizliği, oğlunun serseriliği, anasının şekeri, kardeşinden yediği kazık, akıp gider kalabalık. mutsuz. Sanki bu dünya bilmedikleri sayısız günahın cezasını çekmeye geldikleri bir cehennemdir. İşte bu cehennemde biçimlendirilir insan. Şairin dediği gibi: “İşte sevgili, bir tek sevgili Nasıl değiştirir dünyanın gerçeğini” sanmaya başlar. Elbette bir sevgili ne çok şeyi değiştirir yaşamda. Emek yeryüzünde en yüce değerse, aşk emeğin yarattığı en yüce değerdir. Düzenin durmadan kırdığı, eğdiği, basit isteklerinden yoksun bıraktığı; ancak işine yaradığı oranda değer verdiği insan, insanlığından çıka çıka büyür. Beynine kurtuluş olarak, basınla yayınla, kitapla gazeteyle kazınan sevgili ise, aslında yeryüzünde olmayan biridir. Aşksa emeği içinde barındırmayan bir ilişki biçimi. Toplumun dayattığı, rahat bir yaşam ve denklik ilkesi ise, daha çok maddi bakmalara neden olduğundan ortaya tuhaf bir sevgili modeli çıkar. TV lerde gösterilen pop şarkıcıları veya sinema oyuncularına benzeyen biri, ekonomik olarak en azından kendisiyle benzer düzeyde olan biri. Bu insan romanlardaki, şarkılardaki, şiirlerdeki gibi biri olmalı ki, hayalindeki aşkı yaşayabilsin. Hayalindeki aşk da filmlerdekine benzer. O versin, o yapsın, o etsin, sen mutlu ol. Şair neden böyle diyor: “İşte sevgili, bir tek sevgili Nasıl değiştirir dünyanın gerçeğini” Sevgili dünyanın gerçeğini değiştirebilir mi? Binlerce sevgili ayrılıyor her gün. Dünya değişmiyor. Sevgiliyi sorunlarının çözümü olarak görenlerin bekledikleri sihir gerçek olmayacaktır. Durmadan üretilen sorunlarla, bağımlı olduğu insanın sırtına yük olmak değildir aşk. Giderek, taşıdığımız bir kilo ağırlık, nasıl tonlarca olur yol uzayıp sarplaştıkça; taşınamaz olur. Oysa aşk hayatı birlikte omuzlayarak çoğaltan bir üretim değil mi. Kendini sürekli üretmeyen aşk, ölür. Ölü aşklardan, binlerce hazin hikâye kalır geride, aşkın yokluğuna , ya da evliliğin aşkı öldürdüğüne dair. Mağrur bir uçurum büyür en ince yerinden kırılan yüreğin ortasında Dipsiz kuyular açılır bir zaman sevgiyle sarılmış kulların arasında Tam da oradadır aşılmaz kaf dağları Havada bir elektrik rüzgarı Bir şimşek çakabilir habersiz Yangınlar ortasında ölümcül bir üşüme Zaman mı soytarı - devran mı haşarı Yürek teslim olmuş kalmış öylece yenik Bekler az sonra inecek yıldırımları Kapanmaz çukurlar açar yürekte Kapanmaz bir daha Ansızın çıkıverir yol ayrımları Bazen ansızın çıkar yol ayrımları. Önceden hiç düşünülmeden, farkında olmadan hazırlanır ilerdeki uçurum. Kavgalar, tartışmalar olurken, ayrılığa gidildiği bilinmez. Basit tartışmaları, sivilciyi kaşıyıp yara yapmak gibi, azdırırız karşılıklı; bunun bizi bir bitişe götürdüğünü bilmeden. Çoğu zaman, basit olaylardan ortaya çıkan kırılmalar ve verilen tepkiler, o davranışı karşımızdakinden beklemediğimiz içindir. İnsanı düşmanları değil, en çok sevdiği yaralar çünkü. Onun acı sözü dayanılmaz gelir. Nasıl olur da sizi seven biri, bu denli kırabilir kalbinizi. İnsanı en çok sevdiği öldürür . Oysa insanı en çok yaratan da sevdiğidir; işte bu yüzden en çok o öldürür. Ayrılık belki de evrensel bir yasadır. Doğum bir ayrılık ve kopmadır. Ölüm de öylesine kesin bir ayrılık ve kopma. Her an bir diğer andan kopar ve geriye dönmek olanaksızdır. Bir soluk diğerinden kopmadır. Bir an sonraki sen, bir an önceki sen olamazsın, bir an daha yaşlandın. An andan ayrılıksa,bir an önceye ölüp bir an sonraya doğarız sürekli.Zaten bu dünyada hiçbir şeyin tam olarak sahibi değiliz. Ne malımız bizimdir, ne övündüğümüz kariyerimiz gider bizimle öbür tarafa. En yeni giysiler de, eskir, en yeni binalar da yıkılır bir gün. Ne evimiz bizimdir, ne adımız. Adımız da unutulur bir gün. Bir gün bizi anımsamayacaklar. Bizsiz de dönmeye devam edecek dünya. O nedenle ayrılık biraz ölmektir. Ayrılık biraz öldürmektir ayrıldığımızı. Ölmek kadar acıdır bu nedenle ve zordur. Çoğu zaman hazırlıksız gelir, ya da biz hazırlıkların bizi oraya götürdüğünü bilmeyiz. İçimiz bir mezarlığa döner zamanla. Ne dayanıklı canlılarız. Giderek ölümün acısı da siliniyor işte. En sevdiklerini yitirenler de bir süre sonra gülebiliyor. Hayat bizimle alay eden bir oyun mu, yoksa biz mi çok nankörüz. Bu dünyada seçerek mi yaşadık bu acıları. Hiç hesaba katar mı birbirinin parmaklarını heyecanla tutarak birlikte yıldızların şarkısını göz göze dinleyenler, bir gün,hiç karşılaşma şanslarının olmayacağını,ayrı yollarda yürüyeceklerini. Belki de her sevgilide büründüğümüz kimlik ve kişilik bir çağrıdır sevgiliye. Ona “işte beni böyle bir insan yap, şu gördüğün gibi, iyi biri yap, masum, dünya güzeli, yani senin hayalinde olan her neyse, beni aşkınla o insana dönüştür.”diye sesleniyoruz. ”Ben de koşa koşa değişeyim, senin hayalindeki kimlik asıl kimliğim olsun, beni aşkınla yeniden var et” diyoruz,hep onun beğenisine uygun davranışların diliyle. Ama farklı davrandık mı, o zaman tepki görmeye başlıyoruz. Bizim farklı davranışlarımız, daha doğrusu, onun ummadığı davranışlarımız, onun da farklı ve bizim ondan ummadığımız davranışları getiriyor. Karşılıklı hayal kırıklıklarıyla büyütmeye başlıyoruz ilerde düşeceğimiz uçurumları. Oysa sevgili her şey değilse, aşk aşk olur mu... |
| | |
![]() |
| Etiket |
| ayrimlari, yol |
| Konu Araçları | |
| |
| Linkler | Lisans | Yasal Uyarı |
Gizlilik Bildirimi | Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd. SEO by vBSEO | Sitemiz Bir Forum sitesidir.Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.Bildirimlerinizi Buradaki Formu Doldurarak bize iletebilirsiniz. |