BEYAZ SARAY-AK SARAY - Süleyman DAĞISTANLI

Bir padişah, duvarları altın yaldızlarla bezenmiş bir köşk yaptırdı, ona yüz binlerce para sarf etti. O cennete benzeyen köşk tamamlanınca iyice bir döşetti dayattı da. Herkes bir ülkeden geliyor, padişaha tabak tabak armağanlar sunuyordu. Padişah dostlarını ve uşaklarını tüm halkla birlikte çağırttı ve “Bu köşkün güzelliğinde, yüceliğinde bir noksan var mı?” dedi. Herkesin sarayı öve öve bitiremediği bir anda bir bilgin yerinden kalkıp şöyle dedi; “Bu köşkte bir delik var ki o da büyük bir noksan, eğer o kusur da olmasaydı, bu köşke cennet bahçesi bile gaybden armağan yollardı doğrusu!” Padişah; “Ben bile böyle bir delik görmediğim halde, sen şu bilgisizliğinle nasıl görüyorsun?” dedi. Bilgin; “Ey padişah, Azrail’in gireceği delik tıkanmadı ki! Asıl o deliği, hem de adam akıllı tıkamak gerek. Yoksa ne köşk kalır, ne taç kalır, ne taht kalır! Başka bir kusuru yok, tam yaşanacak yer ama ne fayda ki, baki değil; buna çare nedir bilmem. Cennet gibi güzel, neşeli bir köşk; fakat ölüm nihayet gözüne çirkin gösterecek. Onun için bu köşke o kadar kurulma, dizginini çek, serkeşlik etme…” (Mantıku’t-Tayr)

Mazlumların terleri ve kanları üzerine inşa ettikleri, avaneleri ile birlikte ebediyete kadar bulundukları coğrafyalarda hüküm süreceğini sanan ve yaptıkları sarayların şatafatı ile Firavunlara rahmet okutturan günümüz süfyanileri tüm bu ihtişamları(!) ve yüceliklerine(!) rağmen tabiri caiz ise Azrail’in gireceği deliği kapatmayı başaramadıklarından hırsla bu halka daha çok diş bilemektedir. Tuzlu deniz suyundan içtikçe içen ve bir türlü kanmayan insanlar gibi, Rabbimizin günahlarını arttırsınlar diye mühlet verdiği şu dünya hayatında makam, mevki, güç, servet, şöhret ve lükse daldıkça dalan ama bir türlü kanmayanlar her gün bu hırsla zulümlerine bir yenisini eklemektedir.

Son günlerde sıkça gündeme gelen ancak basında sanki bir gecede yapılmışçasına şaşkınlıkla(!) ve hayretle(!) haber yapılan “Başkanlık Sarayı, Başbakanlık Sarayı, Aksaray” gibi değişik isimlerle adlandırılan ama hepsinde de “saray”ın ortak olduğu bu ihanetin somut örneklerinden olan yapı, süfyanilerin karakteristik yapısını ortaya koymaktadır. Söz konusu yapı ile ilgili çok da gündem edilmemesine rağmen buz dağının görünen kısmı hükmünde olan birkaç bilgiyle başlayalım isterseniz.

Ankara’nın yeşil kalan sayılı bölgelerinden birinde binlerce ağacın kesilmesi ile 150.000 metrekarelik bir alanda inşa edilmeye başlanan bu sarayın içinde yer aldığı alan, 2011 yılında yani sarayın yapımından bir yıl önce 1.derece sit alanı iken birden mahkeme kararı ile 3.bölge sit alanına çevrilir. Sessiz sedasız inşaata başlanır. Ne yandaş ne de muhalif(!) basında kesinlikle yer almayan bu yapı tamamlanma aşamasına gelinceye kadar sessiz(!) sedasız(!) inşa edilmeye başlar. Ama öyle sessizlikle yapılacak gibi bir saray değildir bu, daha doğrusu Firavunların piramitleri yaptırması ne kadar sessiz(!) ve gizli(!) yapılabilirse bu saray da ancak o kadar sessiz yapılabilir. Zira 1000 (bin) odalı olan bu sarayın inşaatında 24 saat çalışmalar devam ediyor ve 9.000 insan 3 vardiyalı olarak gece gündüz çalışıyor. Öyle bir saray ki aynı anda onlarca vinç çalışıyor, etrafındaki tüm yollar tamamen yenileniyor, her gün binlerce iş makinesi girip çıkıyor ama ne hikmetse saray bitmek üzere iken gündem edilmeye başlıyor.

Yıllardan beri ülkenin tüm kaynaklarını sömüren ve bu halkın üzerine akbaba misali çöken süfyanilerin ülkeye ve bu halka verdiği zararların hesaplanamayacak kadar çok olduğunu, yapılan bu sarayın maliyetinin bu vurgunların yanında deve de kulak bile olamayacağını bilsek de çöpten ekmek toplayan insanların, bakkalda bayat ekmek dolabı soran insanların, madenlerde neredeyse karın tokluğuna çalışanların, asgari ücret gibi bir zulme maruz kalan milyonların olduğu bir ülkede süfyanilerin kendileri için neler yapabildiklerini görmek adına önemli bir olaydır.

Toplam maliyeti şimdilik 1,1 milyar lira (1,1 katrilyon) olan sarayın Yeşil granitle kaplı çelik kolonlarının metrekaresi 250 dolar yani 16 maden işçisinin 1 günlük emeği karşılığında verilen miktarın tamamı. Yerin altında çalışanların yerin üstündekiler tarafından sömürüldüğü ülkede, 935 bin maden işçisinin 1 aylık maaşının tamamı ile kendilerine saraylar yapanlar, 2,5 milyon asgari ücrete denk gelen bu saraylarını yaparken bir de asgari ücreti bu halka çok görüp, simit ve çay hesabı yapar, karın tokluğuna çalışırken ölen/öldürülenleri işin fıtratı(!) ile açıklar ve firavunlara bir kez daha rahmet okuttururlar. Halkın ekmeğine göz dikenler ekmekler ile kaç köprü kaç okul kaç hastane yapılabileceğini(!) her yerde reklam ederken, halktan çalınanlar ile halkın toprağı üzerine yine halk tarafından kendileri için yapılan sarayın parası ile neler yapılabileceğini reklam etmiyor nedense. Bu paranın 800.000 maden işçisinin hayatını kurtarabilecek 2.000 adet yaşam odasına denk geldiğini dile getirmiyor mesela. 150.000 metrekarelik alanın tamamını devasa demir korkuluklar ile kapatan, korkulukların hemen ardını da metrelerce kazıp beton ile dolduranlar, halktan ne denli korktuklarını bir kez daha itiraf etmektedirler. Sarayın yapımı sırasında mahkemenin durdurma(!) kararına karşılık; “Gücünüz yetiyorsa yıkın, tamamlayıp açılışını yapıp bir de içinde oturacağım” diyenler aslında bir anlamda ülkede kurdukları düzenin nasıl olduğunu itiraf etmektedir. Yasama yürütme yargı diye kitabına uydurdukları sistemin aslında tarihte olduğu gibi Firavun, maddi gücü ile sistemi koruyan Karun ve halkın gözünde sistemi ve efendilerini meşru gösteren Bel’am üçlüsü üzerine kurulu olduğunu her fırsatta ispat etmektedir.

Aslında isminden tutun da yapımı aşamasına kadar süfyanilerin ruh halini ve yapılarını ortaya koyan bu saray, onca güç ve ihtişamına rağmen sivrisinekten korunmak için sarayında ki özel odada saklanan ve en sonunda da o sarayın içerisinde helak olan Nemrut’u anımsatıyor bizlere. Dünyadaki tüm zulüm ve pisliklerin kaynağı olmasına rağmen “Beyaz Saray” diye adlandırılan Büyük Şeytan Amerika’nın bu coğrafyadaki temsilcisi olduğunu bir anlamda itiraf eden Süfyaniler, yaptıkları saraya “Ak Saray” ismini verebilmektedir. Boynuzun kulağı geçebileceğini ispat edenler, 75 bin metrekare üzerine kurulu olan Beyaz Saray’dan geri kalmayacaklarını itiraf edercesine, fitne ve fesatlarında sınır tanımayacaklarını 150 bin metrekarelik bir alana Ortadoğu versiyonu bir Beyaz Saray/Ak Saray yaparak kanıtlamışlardır.

Kesin teşhisi ve mücadeleyi doğru alanda yapması ile Peygamberin en değerli sahabelerinden olan Ebuzer Gıfari’nin “Ey Muaviye, eğer bu sarayı kendi paranla yapıyorsan, israftır ve eğer halkın parasıyla yapıyorsan ihanettir.” Sözünün günümüzde taptaze ve canlı durduğuna bir kez daha şahit olmakla birlikte günümüzde Ebuzer’lere, Ebuzervari düşüncelere ne denli ihtiyacımız olduğunu tüm benliğimizle hissetmekteyiz. Evet, süfyanilerin inşa ettikleri zulüm saraylarında, Azrail’in gireceği deliği kapatamadığı, yaptıklarının hesabını kıyamette verecekleri muhakkak ancak, “Onlarla savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onlara azâb etsin ve onları rezil etsin, hem onlara karşı size yardım etsin ve mü’minlerden bir topluluğun gönüllerine şifa versin!” (Tevbe 14) ilahi emrinin muhatapları olan bizler bu doğrultuda Süfyanilerin zulüm saraylarını tarumar etmekle görevliyiz. Zira Azrail’in gelmesinden önce onları en fazla korkutan şey halkların Ebuzer misali bir teşhisle oyunlarını bozmasıdır. O halde Azrail gelmeden önce inşa ettikleri saraylarını onların başına yıkacak, onları saraylarında rezil ve zelil edecek şey Müslümanların sahip olacağı Ebuzervari bir bilinç ve basirettir. Sonuç olarak, Süfyanileri ve zulümlerini dile getirmek ve her ortamda gündem etmek, onların saraylarında rahatça yaşamalarına engel olmak, onlara karşı Ebuzervari bir tavır takınmak, günümüz Müslümanlarının yegâne kurtuluş yoludur.

Yazımızı Şehit Mustafa Çamran’ın şu duası ile bitirelim; Rabbimiz, bize bilinç ver ki, hilekârların, münafıkların ve tefrikacıların hilelerine aldanmayalım ve İslami ahlakımızı, devrimci sadakat ve ihlâsımızı ve mektebi vahdetimizi koruyabilelim. Rabbimiz, zulmü, hak yoluna baş koyanların güçlü elleriyle ortadan kaldır. Âmin.

Alıntıdır. Kaynak: Halk Haber.org